Kimlik Maskeleri: Menfaat Peşinde Koşanların İhaneti Prof. Dr. Zakir Kaya
Kimlik, bireyin ait olduğu toplumu, geçmişini ve kültürünü yansıtan bir ayna gibidir. Ancak tarih boyunca kimlik, yalnızca bir aidiyet meselesi olmaktan çıkıp güç, çıkar ve korku ekseninde yeniden şekillendirilen bir araç haline gelmiştir. İnsanlar bazen baskı altında, bazen menfaat uğruna ya da statü kazanmak amacıyla ya sahte kimlikler yaratmış ya da mevcut kimliklerini inkar etmiştir. Bu durum, toplumsal yapıda büyük bir çelişkiye yol açarken, "kimlik üstünlüğü" gibi iddiaları da tamamen anlamsız hale getirmiştir.
Sahte Kimlikler ve Güç Dengesi
Kimileri, toplumsal ya da ekonomik statülerini güçlendirmek adına kendilerini başka bir kimlik üzerinden tanıtmayı seçmiştir. Tarih boyunca görülen asimilasyon politikaları, baskılar ve zorunlu göçler, insanların kimlikleri konusunda tereddüt yaşamasına neden olmuştur. Günümüzde de bu durum farklı biçimlerde devam etmektedir. Örneğin, bazı bireyler ekonomik veya siyasi kazanımlar elde etmek amacıyla geçmişlerini yok sayıp "makbul kimliğe" bürünmektedirler. Bu sahte kimlikler, bireyin öz benliğini kaybetmesine yol açarken toplumsal yapıda da güven bunalımına neden olmaktadır.
Üstünlük İddialarının Dayanıksızlığı
Kimlik üzerinden üstünlük kurma çabası, tarih boyunca insanları ayrıştıran en büyük hatalardan biri olmuştur. Oysa bilimsel ve inanç temelli bakış açılarının her ikisi de, insanın ortak bir kökten geldiğini göstermektedir. Evrimsel olarak bakıldığında tüm insanlık ortak bir atadan türemiştir. İnanç perspektifinden ele alındığında ise tüm insanların Adem ve Havva’dan geldiği kabul edilir. Hal böyleyken, bir ırkın, etnik kökenin ya da topluluğun diğerlerinden üstün olduğunu iddia etmesi, tamamen yapay bir yanılsamadan ibarettir. Ancak bu yanılsama, menfaat sağlayan kesimler tarafından beslenmekte ve insanların bölünmesine neden olmaktadır.
Kimlik ve Şeref İlişkisi: Menfaat İçin Kimlik Satmak
Toplumda bazı kesimler, kimliklerini güç dengesine göre değiştirmekte ya da sahte bir kimlik benimsemektedir. Bu durum, bireyin şeref ve onur anlayışını da sorgulamamıza neden olur. Kendi geçmişini, kültürünü ve değerlerini menfaat için terk eden biri, aslında hem kendine hem de topluma zarar vermektedir. Bu noktada önemli olan, bireyin kim olursa olsun, kendi kimliğini sahiplenmesi ve başka kimlikleri yok saymadan bir bütünlük içinde yaşamasıdır.
Ayrıca, kendini "daha milliyetçi" göstermek adına hakim güçlere yapışıp kaymak peşine düşenlerin önüne geçilmelidir. Bir Laz, bir Kürt, bir Yörük özünden vazgeçip Oğuz Türkü'nden daha Türküm diyorsa, ilk fırsatta Türk'ü de satabileceği unutulmamalıdır. Gerçek sadakat, kendi köklerine ve toplumsal bütünlüğe olan bağlılıktan gelir, sahte kimlikler üzerinden menfaat elde etmekten değil.
Türkiye’nin Gerçek Vatanseverleri
Türkiye’de kimlik meselesi yalnızca siyasi veya sosyo-ekonomik çıkarlarla değil, aynı zamanda vatan sevgisiyle de doğrudan bağlantılıdır. Ülkenin farklı bölgelerinden, farklı kökenlerden insanlar yıllardır vatan için omuz omuza mücadele etmişlerdir. Savaş dönemlerinde, şehit mezarları farklı kökenlerden insanların yan yana yattığı en somut birlik sembolleridir. Gerçek Türkiye sevdalıları, köken farkı gözetmeden bu topraklar için canlarını vermiştir.
Öte yandan, sahte kimlik avcıları ve milliyetçilik üzerinden menfaat sağlayanlar, genellikle vatan için fedakarlık yapmaktan kaçınmışlardır. Gerçek vatanseverler, kendilerini serden geçmiş olarak gören, yağcılık yapmaktan utanan kahramanlardır. Onlar, bedelli askerlik veya çürük raporlarıyla askerden kaçmaz, terör bölgelerinde görev yapmaktan çekinmezler. Fakat sahte kimlikçiler, milliyetçilik nutukları atarken kendi çocuklarını bu sorumluluktan uzak tutar, dernekler ve vakıflar aracılığıyla çıkar sağlamaktan geri durmazlar.
Türkiye'nin geleceği, sahte kimlik ve menfaat peşinde koşanları değil, gerçekten vatanı için mücadele eden, farklılıkları kucaklayan insanları temel almalıdır.
Bayrak Olayı ve Suistimaller
Bayrak, yalnızca bir sembol değil, aynı zamanda bir milletin özgürlüğünün ve bağımsızlığının somut ifadesidir. Şehitliklerde bayrak dalgalanırken, orada yalnızca "süs" değil, vatan için ödenen bedellerin simgesidir. Ancak ne yazık ki, bayrak, bazılarının menfaat uğruna bir araç olarak kullanılıyor. Dernek adı altında kumarhane ve yasadışı işler yapanların kapısında bayraklar asılırken, bu kutsal sembol suistimallerle kirletilmektedir. Bayrak, sadece güç peşinde koşanların çıkarlarına alet edilmemelidir. Bu, toplumsal değerlerin ve sorumlulukların ne kadar sarsıldığını gösteren önemli bir durum.
Çözüm: Gerçek Mozaik Yapıyı Kabullenmek
Sahte kimliklerle menfaat ve şer peşinde koşanların toplumda parazit olarak dışlanması, sağduyulu ve dengeli politikalar ya da kanunlarla sağlanabilir. Türkiye, bu konuda dünyaya örnek teşkil ederek, gerçek mozaik yapıyı kabullenmeli ve büyük Türkiye hayaline ulaşmalıdır. Etki ve tepkinin sosyo-ekonomik ve güvenlik açısından nelere yol açtığı artık net bir şekilde anlaşılmıştır ve teröre fırsat verilmiştir. Artık bu sorunu çözmenin zamanı gelmiştir. Laz, Yörük, Rum, Romen, Kürt, Türk milliyetçiliği beyhudedir; hepimizin bir bütün olduğumuzu anlamamız gerekmektedir. Tıpkı baklava gibi; fıstık, yağ, şeker ve un tek başına baklava olamaz ya da soğan, domates, tuz ve yağ ,biber tek başına menemen sayılamaz. Artık birlikte bir bütün olduğumuzu kabul etme vaktidir.
Birlikte pişireceğimiz baklava ve menemen gibi kültürel zenginlikler, ancak adaletli ve kardeşçe bir paylaşım ile anlam bulur. Kimse, tek başına "baklava" yaparak ya da "menemen" pişirerek tüm topluma hizmet edemez; bu bir ortaklık, bir mozaik kültürüdür. Her bireyin, kendi katkısını yaparak, bu büyük bütünün parçası olur ve ancak ortaya bıraktığımzda soframızı o zaman gerçek anlamda bir toplum, bir halk oluyoruz.
Mozaik kültürümüz, işte bu dayanışmayı, adaleti ve birlikte var olmayı simgeler. Hep birlikte, farklılıklarımızın güçlendiğimizde, bu topraklarda yaşayan herkesin faydalanabileceği adil bir kardeşlik mümkündür. Kimlik, kültür, kökeni ne olursa olsun, bu topraklarda var olan herkesin birbirini kucaklayarak, daha güzel bir yarına adım atması, bizim gerçek gücümüzdür.
Sonuç
Kimlik, bireysel özgürlüktür. Korku, çıkar veya baskı koşulları nedeniyle değişim ya da Üstünlük iddiasıyla kimlikler arasında hiyerarşi yaratmayı, yalnızca toplumsal parçalanmayı hızlandırır. Sahte kimliklerin yaratılmasını önlemek ve özgürce ifade edebilmesini sağlamak için adaleti, eğitim ve kültürel bilinçlenmeyi büyük önem taşımaktadır.. Gerçek kimlik, yalnızca görmek için değil, insanın kendi öz benliğiyle barışık yaşaması için sahiplenilmelidir. Bu, toplumun en büyük gücüdür; ülkedeki bir mozaik gibi, farklılıklarımızı kucaklayarak, sahip oldukları verimin gerçek gücüne ulaşabiliriz.

Post Comment
Hiç yorum yok