Giriş
yüzyıl, halkların özgürleştiği bir çağ olarak anlatılır. Oysa aynı yüzyıl, imparatorluk bakiyelerinin köklerinden koparılarak tekçi ulus-devlet kalıplarına zorlandığı bir dönemdir. Bu dönüşüm ne tesadüfîdir ne de yalnızca yerel aktörlerin iradesiyle açıklanabilir. Senaryo küreseldi; sahneler yereldi; bedel ise halklara ödetildi.
Bu yazı, Türkiye ve İran örneklerinden yola çıkarak, modernleşme adı altında yürütülen dil, tarih ve kimlik tekleştirmesinin nasıl küresel bir model olarak uygulandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Ulus-Devlet Modeli: Hazır Şablon
yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında dünya, aynı anda birden fazla imparatorluğun çöküşüne tanıklık etti. Bu boşluğu doldurmak için devreye sokulan çözüm, Batı merkezli ulus-devlet şablonu oldu:
Tek merkez
Tek resmî dil
Tek tarih anlatısı
Tek kimlik
Bu model, yönetilebilirlik ve hız avantajı sağlıyordu. Ancak bedeli ağırdı: çok dilli, çok kimlikli tarihlerin tasfiyesi.
Türkiye ve İran: Aynı Mantık, Farklı Diller
Türkiye
Osmanlı’nın çok dilli ve çok hukuklu yapısı, yeni Cumhuriyet tarafından "yük" olarak tanımlandı. Devlet dili Türkçe merkezîleştirildi; eğitim, tarih ve kamusal alan bu eksende yeniden düzenlendi. Osmanlıca tasfiye edildi; yerel diller kamusal görünürlükten çıkarıldı. Amaç, yeni bir ulusal kimlik üretmekti.
İran
İran’da Pehlevî dönemiyle birlikte benzer bir merkezîleşme yaşandı. Çok merkezli İranî miras, Pers-merkezli bir anlatıya indirildi. Modern Farsça devlet dili olarak dayatıldı; Kürtçe ve Azerice başta olmak üzere yerel diller kamusal alandan dışlandı. “Pehlevî” adı, kadim bir süreklilik iddiası üretmek için seçilmişti; pratikte ise tekleştirme siyaseti uygulandı.
Her iki ülkede de yöntemler farklıydı; hedef aynıydı: tek dil, tek tarih, tek kimlik.
Modern Ulus-Devlet Mühendisliğinin Küresel Uygulama Alanları
Rusya (Çarlık sonrası / Sovyet dönemi)
-
Çin
-
Fransa
-
İtalya
-
Almanya
-
İspanya
-
Birleşik Krallık
-
Japonya
-
İran
-
Türkiye
-
Yunanistan
-
Yugoslavya (eski)
-
Polonya
-
Macaristan
Rusya (Çarlık sonrası / Sovyet dönemi)
Çin
Fransa
İtalya
Almanya
İspanya
Birleşik Krallık
Japonya
İran
Türkiye
Yunanistan
Yugoslavya (eski)
Polonya
Macaristan
Kim Yazdı Bu Senaryoyu?
Bu dönüşümü tek bir liderle, tek bir ideolojiyle açıklamak eksiktir. Asıl belirleyici olan üçlü bir yapıydı:
Emperyal merkezler: Haritaları çizen, modelleri ihraç eden güçler.
Yerli elitler: Hazır şablonları uygulayan askerî ve bürokratik kadrolar.
Bilgi üretimi: Akademi, eğitim ve tarih yazımı yoluyla normalleştirilen anlatılar.
Bu çerçevede yerel liderler, oyunu yazanlar değil; yazılmış metni uygulayan görevli figürler olarak sahne aldı.
İngiliz devleti kendi tarih anlatısını hiçbir zaman kırmadı; yalnızca çevresini susturdu, merkezini korudu.
Dil: En Sessiz Tasfiye
Kimlik mühendisliğinin en etkili aracı dildir. Fransa’dan Sovyetler Birliği’ne, Çin’den İspanya’ya kadar aynı yöntem uygulandı:
Yerel diller “geri” ilan edildi
Eğitimden dışlandı
Kamusal alanda yasaklandı
Türkiye ve İran bu küresel dalganın istisnası değil, parçasıdır. Kürtçe bu süreçte her iki ülkede de en fazla zarar gören dillerden biri oldu.
Sonuç: Geçmiş Silinmedi, Yeniden Yazıldı
Bu süreçte geçmiş tamamen yok edilmedi; tek bir merkezin lehine yeniden yazıldı. Çokluk, “kaos”; tekçilik, “ilerleme” olarak sunuldu. Ulus-devlet, tarihsel bir zorunluluk değil; dönemin güç dengelerinin dayattığı bir çözümdü.
Bugün yapılması gereken, yeni mitler üretmek değil; çok katmanlı geçmişle yüzleşmek ve onu olduğu gibi kabul etmektir. Çünkü gerçek hafıza geri gelmeden, adil bir gelecek kurulamaz.
Son söz:
Senaryoyu başkaları yazdı, sahneyi yerli elitler kurdu; bedelini ise halklar ödedi.
Bu tespiti doğru okumak, yalnızca geçmişi anlamak için değil; aynı mekanizmaların bugün nasıl çalıştığını görmek için de zorunludur.
Prof. Dr. Zakir Kaya
Araştırmacı, bağımsız gazeteci, yazar


Yorumlar
Yorum Gönder