Prof. Dr. Zakir Kaya : DOĞU VE BATI ARASINDAKİ ARA KESİTTE AMİN MAALOUF: ROMANTİK BİR TARİH OKUMASININ SINIRLARI
Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf, özellikle Ortadoğu ve Orta Asya eksenli tarihî kurgularıyla küresel bir şöhrete kavuşmuştur. Ancak Maalouf anlatısı, akademik bir mercekle tetkik edildiğinde; Doğu’nun kadim ve sarsıcı gerçeğini yansıtmaktan ziyade, bu gerçeği Batılı bir estetik süzgecinden geçirerek "ehlileştirme" çabası içinde olduğu görülmektedir.
1. "Ölümcül Kimlikler"den "Konforlu Kimlikler"e Geçiş Maalouf’un felsefi altyapısını oluşturan "kimlik" tartışmaları, her ne kadar barışçıl bir dünya arzusu taşısa da; sahadaki tarihsel ve sosyolojik çatışmaların sertliğini kavramakta yetersiz kalmaktadır. Azerbaycan ve geniş Türk coğrafyası üzerindeki tarihî kırılmaları bizzat incelemiş ve yazmış bir kalem olarak ifade etmeliyiz ki; kimlik, Maalouf’un kurgularındaki kadar "akışkan" ve "romantik" bir unsur değildir. Yazar, trajediyi bir "hüzün dekoru" olarak kullanırken, bu trajediyi doğuran yapısal nedenleri irdelemekten kaçınmaktadır.
2. Tarihî Şahsiyetlerin Kurgusal Temsili ve Anakronizm Sorunu Özellikle Semerkant ve Işık Bahçeleri gibi eserlerinde, Ömer Hayyam veya Mani gibi devasa tarihî figürleri ele alış biçimi, bu şahsiyetlerin gerçek entelektüel derinliğinden ziyade, modern dünyanın ihtiyaç duyduğu "özgürlükçü" birer ikon olarak sunulmasıdır. Bu durum, tarihî hakikati kurgunun estetik kaygılarına feda eden bir tür anakronizme (zaman yanılgısına) yol açmaktadır. Tarihî roman, geçmişi bugüne uydurmak değil; bugünü geçmişin ruhuyla yüzleştirmektir. Maalouf ise geçmişi, modern bir masal formatına indirgemektedir.
3. Batı’ya Kendini Açıklama Refleksi ve Üslup Maalouf anlatısı, tipik bir "Doğulu münevverin Batı’ya kendini anlatma" çabasının ürünüdür. Cümlelerindeki zarafet ve akışkanlık, bir belgeselci titizliğiyle bakıldığında; Doğu’nun o sert, tavizsiz ve derinlikli felsefesini yumuşatan bir filtre vazifesi görmektedir. Bizim eserlerimizde savunduğumuz "yerli ve millî duruş", Maalouf’ta yerini "evrensel bir belirsizliğe" bırakmıştır. Bu durum, metnin edebî başarısını artırsa da, ontolojik derinliğini ve tarihsel otoritesini zayıflatmaktadır.
Netice: Amin Maalouf, başarılı bir "hikâye anlatıcısı" ve zarif bir "denemeci" olabilir; ancak Doğu’nun ruhunu ve tarihin acımasız disiplinini bütünüyle temsil etmekten uzaktır. 16 kitaplık literatür birikimimizle sabit olduğu üzere; Doğu, sadece hüzünlü bir hatıra değil, yaşayan ve mücadele eden bir hakikattir. Maalouf’un kalemi bu hakikati sadece "ziyaret etmekte", biz ise bu hakikatin içinde "yaşamaktayız".


Yorumlar
Yorum Gönder