1 Eylül mü, 21 Eylül mü? Tarihini sorgulamadan kutlamak yerine, barış kavramının kendisini sorgulamak…
Zakir Kaya
Araştırmacı Gazeteci | Yazar
Bugün takvimlerde “Dünya Barış Günü” olarak karşımıza çıkan 1 Eylül’ü kutluyoruz.
Sosyal medya mesajları hazırlanıyor, barış güvercinleri uçuruluyor, “Dünyaya barış gelsin” temennileri birbirini izliyor.
Bunların hepsi güzel.
Ama gazeteciliğin, araştırmacılığın ve akademik düşüncenin tam burada sorması gereken bir soru var:
1 Eylül gerçekten dünyanın resmî “Uluslararası Barış Günü” mü?
Cevap: Hayır.
Birleşmiş Milletler açısından resmî tarih 21 Eylül.
BM Genel Kurulu 1981 yılında Uluslararası Barış Günü’nü oluşturdu. İlk düzenleme, BM Genel Kurulu’nun eylül ayındaki açılış oturumuyla bağlantılı olarak üçüncü salıyı esas alıyordu. 2001 yılında ise 55/282 sayılı kararla 21 Eylül, her yıl kutlanacak Uluslararası Barış Günü olarak belirlendi. Aynı karar, günü küresel ateşkes ve şiddetsizlik çağrısıyla ilişkilendirdi.
Peki 1 Eylül nereden geliyor?
İşte yazının asıl çarpıcı tarafı burada başlıyor.
1 Eylül 1939, Almanya’nın Polonya’ya saldırdığı tarihtir. Bu saldırı, Avrupa’daki savaşı büyük bir dünya savaşına dönüştüren sürecin başlangıcı oldu.
Yani tarihin ironisine bakın:
Bir tarafta 1 Eylül: II. Dünya Savaşı’nın başlangıcını hatırlatan tarih.
Diğer tarafta 21 Eylül: Birleşmiş Milletler tarafından barış, ateşkes ve şiddetsizlik için belirlenmiş resmî gün.
Peki hangisini kutlayacağız?
Bence asıl soru bu değil.
Asıl soru:
Biz neyi kutladığımızı biliyor muyuz?
Bir günü kutlamak kolaydır.
Bir güvercin görseli paylaşmak kolaydır.
“Dünyaya barış gelsin” demek kolaydır.
Zor olan ise savaşların neden çıktığını, silahlanmanın nasıl büyüdüğünü, devletlerin çıkarlarının insan hayatıyla nasıl çatıştığını ve barış söyleminin zaman zaman nasıl politik bir araca dönüşebildiğini sorgulamaktır.
Gazetecilik tam da burada başlar.
Çünkü barış yalnızca bir takvim günü değildir.
Barış; savaşın nedenlerini araştırmaktır.
Barış; ölen insanların milliyetini, dinini, dilini ayırmadan insan hayatını savunmaktır.
Barış; güçlü olanın hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü savunmaktır.
Barış; yalnızca kendi ülkemizdeki acıyı değil, dünyanın başka coğrafyalarındaki acıyı da görebilmektir.
Ve belki de en önemlisi:
Barıştan söz ederken önce kendi kullandığımız kavramların tarihini bilmek gerekir.
1 Eylül'ü de 21 Eylül'ü de anlayalım
Bu nedenle 1 Eylül’ü “yanlış”, 21 Eylül’ü “doğru” ilan edip tartışmayı bitirmek bana göre eksik bir yaklaşım olur.
1 Eylül, tarihsel hafızanın bize savaşı hatırlattığı bir gün olarak değerlendirilebilir.
21 Eylül ise Birleşmiş Milletler sisteminde uluslararası barış ve ateşkes fikrinin resmî günü olarak kabul edilmelidir.
İki tarih birbirinin rakibi değildir.
Tam tersine, aynı düşüncenin iki farklı penceresidir:
Biri bize savaşın nelere yol açtığını, diğeri ise barışın neden evrensel bir ilke olması gerektiğini hatırlatabilir.
Bu yüzden bugün 1 Eylül’ü kutlarken yalnızca güzel sözler söylemek yerine bir dakika durup düşünelim:
1939'da insanlık savaşa nasıl sürüklendi?
Bugün aynı hataların hangilerini yeniden yapıyoruz?
Ve barış gerçekten yalnızca bir dilek midir, yoksa korunması gereken siyasal, hukuksal ve ahlaki bir düzen midir?
Benim cevabım nettir:
Barış, kutlanacak bir gün değil; her gün savunulması gereken bir insanlık sorumluluğudur.
1 Eylül bize savaşı hatırlatsın.
21 Eylül bize barış idealini hatırlatsın.
Ama 365 gün boyunca insan hayatının değerini unutmayalım.
Çünkü barışın takvimde bir günü olabilir; insanlığın barışa ihtiyacı ise her gündür.
Zakir Kaya
Araştırmacı Gazeteci | Yazar

Yorumlar
Yorum Gönder