Toplumlar nadiren copla, tankla, yasakla teslim alınır. Asıl teslimiyet, gündelik hayatın içine sessizce yerleştirilen kabullerle gerçekleşir. İnsan, bir sabah uyandığında özgürlüğünü kaybetmiş olmaz; ona alışa alışa veda eder. En tehlikeli tahakküm biçimi budur: bağırmayan, tehdit etmeyen, hatta çoğu zaman kendini “normal” diye sunan.
Baskı direnç doğurur. Alıştırma ise itaat üretir. Yasak isyanı çağırır; alışkanlık ise sorgulamayı öldürür. Bu nedenle modern egemen yapı, artık insanlara ne yapamayacaklarını söylemekle uğraşmaz. Ne yapmalarının “makul”, “olağan”, “kaçınılmaz” olduğunu öğretir. İnsan, kendi rızasıyla daralan bir hayatın içinde yaşadığını fark etmez bile.
Bugün birçok toplumda temel haklar bir gecede ortadan kaldırılmıyor. Önce değersizleştiriliyor, sonra işlevsizleştiriliyor, en sonunda da gereksizleştiriliyor. İfade özgürlüğü “sorumsuzluk”la eş tutuluyor. Adalet “yavaşlık” kisvesi altında eritiliyor. Ahlak, kişisel bir tercih gibi sunulup kamusal alandan çekiliyor. Her adım küçük, her değişim makul görünüyor. Ta ki geriye savunulacak bir zemin kalmayana kadar.
Medya bu alıştırma sürecinin en etkili aracıdır. Sürekli tekrar edilen dil, gerçekliğin yerini alır. Yanlış, “alternatif görüş”; adaletsizlik, “zorunlu karar”; yoksulluk, “küresel gerçeklik” olarak paketlenir. İnsanlar zamanla olan biteni tartışmayı bırakır, sadece izler. İzleyen toplum, itiraz etmez. Alışır.
Daha da çarpıcı olan şudur: Alıştırılan toplum, artık baskıya ihtiyaç duymaz. Kendi kendini denetler. Kendi sınırlarını içselleştirir. Ne zaman susması, neye gülmesi, neyi görmezden gelmesi gerektiğini bilir. Bu noktada merkezi güç görünmez hale gelir; çünkü artık zihinlerin içine yerleşmiştir.
Asıl kırılma burada yaşanır. İnsanlar baskı altında olduklarını düşündüklerinde değil, her şeyin “normal” olduğunu kabul ettiklerinde kaybederler. Bir toplumun teslim alındığını anlamak için sokaklara değil, diline bakmak yeterlidir. Hangi kelimeler kaybolmuş, hangileri sıradanlaşmıştır? Utanç ne zaman suskunluğa dönüşmüştür?
Bu yüzden mesele sadece siyaset değil, hafızadır. Alıştırmaya karşı en güçlü direnç, hatırlamaktır. Bir zamanlar mümkün olanı, olması gerekeni, doğruyu ve yanlışı hatırlamak. Çünkü hatırlayan toplumlar teslim olmaz. Alışanlar olur.
Ve bugün en büyük tehlike şudur:
İnsanların zincirlenmesi değil, zincirlerini unutması.


Yorumlar
Yorum Gönder