Giriş Türkiye siyasetinde "barış" kavramı, partilerin sadece ne söyledikleriyle değil, tarihsel bagajları ve eylemleriyle nasıl yüzleştikleriyle de sınanan bir alandır. Bugün gelinen noktada, CHP’nin "halkçı-demokrat" iddiası ile sahadaki pratiği arasında ciddi bir makas aralığı oluşmuştur. Buna karşın MHP; milliyetçi hassasiyetlerinden taviz vermeden, terörle mücadeledeki devlet tecrübesini demokratik bir çözüm zeminine taşımayı başarmaktadır.
CHP’nin İkilemi: Vitrin ve Hakikat CHP siyasetinin ana omurgasını toplumsal barış ve demokrasi vurgusu oluşturur. Ancak partinin en büyük handikabı, bu iddialı söylemleri somut politikalarla tahkim edememesidir. Vitrindeki barış söylemi ile eylemdeki tutukluk arasındaki bu "doku uyuşmazlığı", seçmen nezdinde onarılması güç bir güven erozyonu yaratmaktadır. Seçmen, süslü vaatlerden ziyade tutarlı bir duruş arar; CHP’nin oy kayıplarının temelinde de işte bu inandırıcılık sorunu yatmaktadır.
MHP: Risk Alan Devlet Aklı Öte yandan MHP, siyasi risk almaktan çekinmeyen daha realist bir profil çizmektedir. Yıllara dayanan terörle mücadele müktesebatını, bugün barışın inşasında bir "sigorta" olarak kullanmaktadır. Karşı tarafın kapasitesini hafife almayan ancak çözümün adresini demokrasi olarak gösteren MHP, sürecin olası başarısızlık faturasının milliyetçi tabana çıkacağını bilmesine rağmen sorumluluktan kaçmamaktadır. Bu, popülizmden uzak, "önce ülke" diyen bir devlet aklının yansımasıdır.
Küresel Baskılar ve İçerideki Gerçeklik Elbette küresel güçlerin Türkiye üzerindeki baskıları barış denklemini zorlamaktadır. Fakat asıl belirleyici olan; toplumsal yorgunluk, ekonomik türbülans ve güvenlik kaygılarıyla şekillenen iç dinamiklerdir. CHP, dış konjonktür ile iç beklentiler arasında savrulurken; MHP, iç dinamikleri doğru okuyarak süreci daha sağlam bir zeminde tutmaktadır.
Sonuç Özetle; CHP’nin söylem ve eylem arasındaki tutarsızlığı, partiyi siyaseten zayıflatmakta ve demokratik iddialarını boşa düşürmektedir. MHP ise milliyetçi kimliğini koruyarak, barışı demokratik meşruiyet içinde arayan sorumlu bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’nin barışa ihtiyacı vardır; ancak bu barış, çelişkili vaatlerle değil, bedel ödemeyi göze alan tutarlı politikalarla inşa edilecektir.
Bu yazı, kalemimden, Türkiye siyasetinin barış sınavına dair vicdanlı bir sorgulama olarak doğdu. Söylem ile eylem arasındaki kırılmayı, sadece partiler üzerinden değil, toplumsal sorumluluk üzerinden okuyan bu metin; bir gazetecinin değil, bir hafıza işçisinin sesidir. Ortak aklın, ortak yükün ve ortak vicdanın ürünü olan bu yazı, barışın bedelini göze alanlara bir çağrıdır.Prof. Dr. Zakir Kaya


Yorumlar
Yorum Gönder