Bu gün görüntüleme sayısı

PROF. DR. ZAKİR KAYA'NIN EN YENİ BAŞMAKALELERİNİ İLK SİZ OKUYUN! FİLOLOJİK, TARİHİ VE BİLİMSEL DERİNLİK İÇEREN ÖZEL ANALİZLER! ENTELEKTÜEL ALANDA ÖNCÜ ARAŞTIRMALARI VE GÜNCEL TEZLERİ KEŞFET! PROF. DR. ZAKİR KAYA'NIN KALEMİNDEN DÜŞÜNCE DÜNYASINA YÖN VEREN İÇERİKLER.

Zakir Kaya: YALNIZLIĞIN ŞEREFİ: HALKINA ADANMIŞ CESARETLERİN TARİHTEKİ TRAJİK YANSIMALARI

Zakir Kaya:   YALNIZLIĞIN ŞEREFİ: HALKINA ADANMIŞ CESARETLERİN TARİHTEKİ TRAJİK YANSIMALARI


Prof. Dr. Zakir Kaya
Bağımsız Araştırmacı, Gazeteci, Yazar, Şair
Kaya Haber Ajansı Kurucusu

Giriş

Tarih, kahramanların adlarıyla değil, onların uğruna sustukları halkların sessizliğiyle yazılır çoğu kez.
Zamanın tozlu sayfaları, yalnız kahramanların, vefasız toplumların ve korkuya teslim olmuş kalabalıkların öyküleriyle doludur.
Ernesto Che Guevara’nın bir çoban tarafından ihbar edilmesi ve Muhammed Karim’in kendi halkı tarafından kaderine terk edilişi, sadece iki tarihî olayı değil; insanlık vicdanının kırılma noktalarını temsil eder.
Bu makale, bu iki örnekten hareketle tarihte “kendi halkı tarafından yalnız bırakılan kahramanlar” temasını analiz etmekte ve cesaretin hangi koşullarda anlamını yitirdiğini sorgulamaktadır.

1. Devrimcinin Kırılganlığı: Che Guevara Örneği

Che Guevara, sadece bir Latin Amerika devrimcisi değil, aynı zamanda insanlığın adalet umudunun sembolüydü.
Ancak Bolivya dağlarında saklandığı yerde, bir çobanın “savaş koyunlarımı ürkütüyor” diyerek onu ihbar etmesi, tarihin en sade ama en derin trajedilerinden birini anlatır.
Bu olay, bir halkın özgürlüğe değil, huzura; adalete değil, konfora yöneldiğinde devrimin düşmanını kendi içinden ürettiğini gösterir.
Che, sadece emperyalizme karşı değil, toplumsal korkuya karşı da savaşmıştı.
Korku, onu öldüren kurşundan daha güçlüydü.

2. Onurun Bedeli: Muhammed Karim ve Vefasızlık Dramı

  1. yüzyıl Mısır’ında Napolyon Bonapart’a karşı direnişin lideri olan Muhammed Karim, savaş meydanında değil, halkının suskunluğunda yenildi.
    Napolyon, onu affetmek için on bin altın istediğinde, Karim “Kasabamdaki tüccarlar bana borçlu” diyerek halkının vefasına güvendi.
    Ama o güven, en ağır ihanete dönüştü.
    Ne borç ödendi, ne minnet gösterildi.
    Napolyon’un şu sözleri, tarihin bir vicdan tokadıdır:

“Seni Fransa’ya karşı savaştığın için değil, hayatını korkaklara feda ettiğin için idam edeceğim.”
Bu cümle, sadece bir celladın yargısı değil, tarihin tüm yalnız kahramanlarına kesilmiş ortak bir hüküm gibidir.

Zakir Kaya:   YALNIZLIĞIN ŞEREFİ: HALKINA ADANMIŞ CESARETLERİN TARİHTEKİ TRAJİK YANSIMALARI

3. Sessizliğin Suçu: Tarihten Paralel Yalnızlıklar

Tarihin her döneminde, hakikati savunan bireyler kendi halklarının korkusu tarafından cezalandırılmıştır.
Bu kader, yalnızca Che veya Karim’e ait değildir.
İşte insanlığın ortak vicdanına kazınmış benzer örnekler:

Sokrates (M.Ö. 399) — Düşüncenin Zehri

Atina gençliğini “bozmakla” suçlanarak kendi halkı tarafından ölüme mahkûm edildi.
Gerçekte o, düşünmeyi öğretmek istiyordu.
Ama düşünmek, her çağda tehlikeli bir eylemdir.
Sokrates’in baldıran zehri, aslında halkın korkusunun simgesiydi.

İmam Hüseyin (Kerbelâ, 680) — Adaletin Sessiz Terk Edilişi

Kûfe halkı ona mektuplarla bağlılık sözü verdi, ama geldiğinde hiçbiri orada değildi.
Hüseyin yalnız kaldı; zulme karşı direnirken halkının korkusu tarafından terk edildi.
O gün susanlar, asırlarca “Kerbelâ” adında bir utancı taşımak zorunda kaldı.

Jeanne d’Arc (1431) — Halkın Kahramanına Kendi Halkının Ateşi

Fransa’yı İngiliz işgalinden kurtaran genç kadın, kurtardığı ülke tarafından “sapkın” ilan edilip yakıldı.
Kurtuluşun bedelini, özgürleştirdiği halk ödedi.
Ve o ateş, halkın kendi vicdanını da yaktı.

Emir Abdülkadir el-Cezairî (19. yy) — Direnişin Yetimliği

Cezayir’i Fransızlara karşı savunan bu lider, kabilelerin çıkar çatışması içinde yalnız bırakıldı.
Fransızlar bile onun onuruna saygı duyarken, halkının sessizliği onun en derin yarası oldu.

Hallac-ı Mansur (922) — Hakikatin Kurbanı

“Enel Hak” dediğinde Tanrısal hakikati dillendirmişti.
Ama halk, din adamlarının kışkırtmasıyla onu taşladı.
Kendi halkının taşları, Tanrı’nın en yakın kullarından birini öldürdü.

Celâleddin Harzemşah (13. yy) — Son Direnişin Yalnızlığı

Moğollara karşı cesurca direndi, ama halkı “teslim olalım” dedi.
O ise “Teslimiyet zillettir” diye haykırdı.
Tarihte “yalnız kalan son Türk hükümdar” olarak anıldı.

Mahatma Gandhi (1948) — Barışın Kurşunu

İngiliz emperyalizmine karşı barışla kazandığı zaferin ardından, kendi halkının içinden çıkan bir aşırı milliyetçi tarafından öldürüldü.
Barışın bedeli, fanatizmin mermisi oldu.

Aliya İzzetbegoviç (1990’lar) — Avrupa’nın Sessizliğinde Bir Direniş

Bosna soykırımı sırasında yalnız bırakıldı.
“Biz ölmeye değil, insan kalmaya geldik” derken, bütün bir insanlığa ahlâk dersi veriyordu.
Ama dünya yine sustu.

Deniz Gezmiş (1972) — Erken Doğan Cesaret

Tam bağımsız Türkiye” diye haykırdı.
Halk sustu, mahkemeler sustu, vicdanlar sustu.
O susturulurken, tarih yeniden konuşmaya başladı.

Giordano Bruno (1600) — Bilimin Küllerinde Doğan Aydınlık

Evrende sonsuz galaksi olduğunu söyledi.
Kilise onu diri diri yaktı.
Bugün adına heykeller dikiliyor; o gün, insanlar korkudan başlarını eğmişti.

4. Cesaretin Sosyolojisi: Neden Halk Kahramanlarından Korkar?

Sosyolojik açıdan bakıldığında, halkların kahramanlarına ihanetinin temel nedeni değişim korkusudur.
Kahraman, mevcut düzenin aynasını kırar; toplum ise aynada kendi korkusunu görmek istemez.
İbn Haldun’un deyimiyle, “Toplumlar kendi içinden çıkan dehaları taşlayarak olgunlaşır.
Bu taşlama, bazen ihanet, bazen sessizlik, bazen de sadece “koyunlarımı ürkütüyor” cümlesidir.
Ama özünde hep aynı gerçeği gizler:
Halk, özgürlükten önce huzuru seçer.

Zakir Kaya:   YALNIZLIĞIN ŞEREFİ: HALKINA ADANMIŞ CESARETLERİN TARİHTEKİ TRAJİK YANSIMALARI

Sonuç

Tarih boyunca hakikat savaşçıları, halkları adına yola çıkmış; ama çoğu kez halkları tarafından durdurulmuştur.
Che Guevara’nın, Muhammed Karim’in, Sokrates’in, Hüseyin’in, Mansur’un, Jeanne d’Arc’ın ve nice ismin ortak kaderi budur.
Hepsi aynı mesajı haykırdı:

“Bir halk, cesur insanlarını yalnız bıraktığında kendi geleceğini idam eder.”

Bugün, insanlığın en büyük ihtiyacı yeni kahramanlardan çok, kahramanlarına sahip çıkacak bilinçli halklardır.
Çünkü cesaret yalnız kaldığında trajediye dönüşür;
ama halkla birleştiğinde, tarihi yeniden yazar.

Ve nihayetinde, tarihçi Muhammed Raşid Reda’nın dediği gibi:

“Cahil bir topluma isyan eden kişi, körlerin yolunu aydınlatmak için kendini yakan kişiye benzer.”

İşte bu yüzden, bazı insanlar yanar,
ama o yanış, karanlığın içinde insanlığın son ışığı olur.“Bazı insanlar yanar; ama o yanış, karanlığa karşı insanlığın son ışığıdır. Tarih, bu ışığı taşıyanlara değil, o ışığı söndürmeyen halklara minnet duyar.”

Yorumlar