Bu gün görüntüleme sayısı

PROF. DR. ZAKİR KAYA'NIN EN YENİ BAŞMAKALELERİNİ İLK SİZ OKUYUN! FİLOLOJİK, TARİHİ VE BİLİMSEL DERİNLİK İÇEREN ÖZEL ANALİZLER! ENTELEKTÜEL ALANDA ÖNCÜ ARAŞTIRMALARI VE GÜNCEL TEZLERİ KEŞFET! PROF. DR. ZAKİR KAYA'NIN KALEMİNDEN DÜŞÜNCE DÜNYASINA YÖN VEREN İÇERİKLER.

Zakir Kaya : REÇETELİ RÜYALARIN ÇÖKÜŞÜ

 

Zakir Kaya : REÇETELİ RÜYALARIN ÇÖKÜŞÜ

“Sözcükler vicdanı hatırlatırsa, yazmak tedavidir.” – Prof. Dr. Zakir Kaya

(Bir zamanlar olmuş gibi anlatılan, ama hâlâ yaşanan bir hikâye)

Bir zamanlar, uzak bir diyar vardı. Halk ona “Beyazlar Ülkesi” derdi.

Bu ülkenin en kıymetli insanları “şifacılar”dı. Beyaz giysiler giyer, gece gündüz yoksul halkın yanında olurlar, ilaçlarını ceplerinden alırlardı. Doktorluk, onur demekti. Vicdan, diplomanın önünde yürürdü.

Hasta bir çocuk gördüklerinde annesi gibi eğilirler, yaşlı bir ihtiyarın gözlerine babası gibi bakarlardı. Doğu da, batı da bilirdi: Hekimlik duayla yapılan bir işti.

Ama sonra o ülkenin damarlarına bir hastalık sızdı. Adı konmamış, rengi belli olmayan, gizli ve sinsi bir hastalık…

Ve bir gün, adı “reklam temsilcisi” olan elçiler geldiler. Birer birer, tüm doktor odalarına girdiler.

Çantaları vardı. İçinde molekülü aynı ama markası farklı ilaçlar… Fiyatı 18 olanın yanında, 180 yazanlar...

Sözleri tatlıydı: “Hocam, bu ilaç daha etkili, daha modern… Ayda şu kadar yazarsanız size dizüstü bilgisayar… tatil… para ödülü…

İşte o gün, beyaz önlüklerin vicdanı sarsıldı. Kimyasal farkı olmayan ama kârı yüksek olan ilaçlar yazılmaya başlandı. Bir zamanlar dua edilen hekimler, artık hesap yapan memurlara dönüştü. Şifa değil, prim yazdılar. Yoksul değil, şirket kazandı.

Ama bu da yetmedi. Başka bir sistem kuruldu. “Merkez” denilen yerler çoğaldı. Bazısı özel, bazısı ortaklı, bazısı görünürde akademik...

Hepsinin içinde pahalı makineler, ses getiren röntgen cihazları, tomografi merkezleri… Ve her gelen hastaya, fark etmeksizin yönlendirme yapıldı:

  • “Bir MR çekelim.”

  • “Bir ultrason bakalım.”

  • “Bir laboratuvara gönderelim.”

Bu “bir”lerin toplamı, faturada koca bir servet etti. Ve doktorlar, bu yönlendirmeler üzerinden dolaylı kazanç sistemlerine entegre oldular.

Peki karşı duran olmadı mı?

Oldu. Vicdanı susturulamayan birkaç kişi çıktı. Ama ya görev yeri değişti, ya baskı gördü, ya da susturuldu. Çünkü sistem, itirazı sevmez. “Verimsiz” diye etiketledi. Ve o sesler kayboldu.

Bugün o “Beyazlar Ülkesi” hâlâ var. Ama artık beyazlar, sadece kumaşta kaldı.

Gözlerde ışık yok. Vicdanda sızı yok. Hastaya müşteri, Hekime satış sorumlusu deniyor.

Ve kimse konuşmuyor. Çünkü herkes ya sistemin parçası, ya da dışlanmış.

Ama yaşlı bir kadının gözyaşı hâlâ o odalarda yankılanıyor:

“Eskiden doktorlar oğlum gibiydi… Şimdi bana pahalı reçeteler yazıp gülüyorlar…”

Kâğıttaki rakamı göremem zaten... Ama gülüşündeki uzaklığı hissettim. O, oğlum gibi değildi artık.

Son Söz

Bu bir bilimsel rapor değil. Bu bir suç duyurusu da değil. Bu, susturulmuş yitik yeminlerin yankısıdır. Bu, kaybolmuş bir meslek ahlâkının arayışıdır. Bu, beyazlardan geriye kalan son lekesiz kelimedir.

Mahkemeler cezalandırır belki… Ama yemin bozulduğunda, insan kendi içinden çürümeye başlar.

Ve eğer hâlâ yeminine sadık olanlar varsa… Beyazlar Ülkesi bir gün yeniden uyanır.

Yüreği de önlüğü gibi beyaz doktorlara selam olsun.

Zakir Kaya : REÇETELİ RÜYALARIN ÇÖKÜŞÜ

Yorumlar