Zakir Kaya: Barışın Eşiğinde: Sembolik Silah Bırakmanın Ardındaki Gerçek ve Medya Dilinin Sorumluluğu
Prof. Dr. Zakir Kaya – Araştırmacı Gazeteci, Yazar
Özet
11 Temmuz 2025’te PKK’nın Süleymaniye’de düzenlediği sembolik silah bırakma töreni, Türkiye’nin yakın tarihindeki en çetin meselelerden biri olan Kürt sorunu ve çatışma süreci açısından önemli bir eşik olarak kayda geçmiştir. Ancak böylesine hassas ve umut dolu bir dönemeçte, medya dili ve kamuya hitap eden uzmanların söylem biçimi, sürecin ruhunu zedeleyebilecek ölçüde klişelere, yağcılığa ve hamasete teslim olmuştur. Bu yazı, barış sürecini desteklemenin salt siyasi değil aynı zamanda insani bir sorumluluk olduğunu hatırlatmak ve medya dilinin bu süreçte üstlenmesi gereken yapıcı rolü hatırlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.
Giriş
Kuzey Irak’ın Süleymaniye bölgesinde bugün gerçekleşen tören, PKK'nın bir grup militanıyla birlikte sembolik olarak silah bırakmasıyla sonuçlandı. Bu gelişme, şüphesiz Türkiye’de barış isteyen geniş halk kitleleri için umut verici bir sinyaldir. Ancak törenin yapıldığı yer, seçilen figürler ve mesaj dili kadar, medyada bu gelişmenin nasıl sunulduğu da oldukça önemlidir.
Televizyon ekranlarında uzman sıfatıyla konuşan birçok akademisyen, gazeteci ve eski bürokratın, “devletin büyüklüğünü göstermek”, “güçlü olan affeder” söylemleriyle süreci değerlendirmeleri, barış dilinden çok iktidar diline yakın durduklarını göstermektedir. Oysa barışın dili, gücün değil insanlığın dili olmalıdır.
Gelişme
A. Sembolik Törenin Anlamı
Sembolik bir silah bırakma, nihai çözüm değildir. Ancak siyasi süreçlerin başlangıcı olabilir. Bu tür bir eylem, karşılıklı güven inşa etmenin ilk basamağıdır. Ankara’nın bu sembolik adı siyasi adımlarla takip etmesi, Meclis’te kurulacak komisyonların işler kılınması ve toplumsal barışın anayasal düzlemde güçlendirilmesi elzemdir.
Bu süreç doğru yönetilmezse, geçmişte olduğu gibi provokasyonlara açık hale gelir. Silahları susturmak, ancak adaleti konuşmaya başlamakla mümkündür. Siyasi irade kadar toplumsal irade de bu süreci sahiplendiğinde barış kalıcı olur.
B. Medyanın Barıştaki Rolü
Toplumun bilgi kaynağı olan televizyonlar, barış sürecinin sadece haberini değil, ruhunu da aktarmalıdır. Ancak ekranlara çıkan bazı gazeteciler ve akademisyenler, sürecin ruhunu değil, kendilerini ekranlara daha çok çıkarmayı amaçlayan bir “gösteri dili” kullanmaktadır.
Klişeleşmiş ifadelerle, “Devlet büyüktür, affeder”, “Bunlar zaten teslim oldular” gibi üstenci cümleler, silah bırakma eylemini aşağılayan ve barış sürecine katkı sunmayan söylemlerdir. Bu ifadeler barışı yüceltmez; aksine, savaşın dilini yeniden üretir.
C. Kraldan Çok Kralcı Tavırlar ve Yağcılığın Zararı
Barış, sadakat gösterisiyle değil, empatiyle ve adaletle sağlanır. Bazı konuşmacıların “kraldan çok kralcı” bir tutumla süreci kendi kariyer fırsatlarına çevirmeleri, kamu vicdanında rahatsızlık uyandırmaktadır.
Barış sürecinde yağcılığın dozu arttıkça, gerçek barış dili boğulur. Bu nedenle medya profesyonellerinin ve akademik camianın kendine ayna tutması, kullandığı kavramları yeniden gözden geçirmesi gerekir. Barışın dili yüce bir dildir; övgüyle değil, özveriyle yaşar.
Sonuç: Barışı Dağdan Önce Dilde Başlatmak
Bugün yaşanan gelişme, barışa giden uzun ve dikenli yolda atılmış ilk adımlardan biridir. Ancak bu adımın değeri, sadece kimin silah bıraktığıyla değil, kimin nasıl konuştuğuyla da ölçülür.
Barışı yalnızca dağda değil, dilde de başlatmalıyız. Çünkü barış önce ağızlardan çıkan kelimelerle başlar, sonra silahlar susar.
Artık klişeleri bir kenara bırakmanın zamanıdır. Siyasetçilerin olduğu kadar gazetecilerin, akademisyenlerin ve her ekran figürünün de barışın diline katkı sunması gerekir. Çünkü bu süreç yalnızca devlete değil, vicdanlara da hizmet etmelidir.

Yorumlar
Yorum Gönder